
–
Karaciğerin Gizemi
Karaciğer, insan bedeninin en sessiz fakat en derin sırlarını taşıyan organdır. Karın boşluğunda genişçe yer kaplayan bu büyük yapı, tarih boyunca gizemle örtülmüş, adeta bilinmezliğin perdesi ardında kalmıştır. İnsanlık onu kimi zaman yaşamın kaynağı, kimi zaman kaderin kitabı, kimi zaman da tanrıların cezası olarak görmüştür.
Oysa karaciğer, halk arasında düşünüldüğü gibi ciltte kızarıklıklar, siğiller ya da çıbanlar çıkaran bir organ değildir. Ciltteki değişimler, aslında bağışıklık sisteminin verdiği yanıtlardır. Cilt, bağışıklığın aynasıdır; içimizde kopan fırtınaların dışa vurumudur.
Testlerin Sessiz Dili
Tıpta karaciğer fonksiyon testleri, en zor yorumlanan bulmacalardandır. Kâğıt üzerindeki rakamlar —GGT, ALT, albümin düzeyleri— çoğu kez doğrudan karaciğerin işleyişini değil, bedenin içindeki yangıları, yani iltihap fırtınalarını gösterir.
Ama karaciğerin asıl sırrı rakamlarda değil, kendi kendini yenileyebilme gücündedir. İşte bu yüzden o, organ nakillerinde en uyumlu, en mucizevi organlardan biridir.
Protein Atölyesi
Karaciğer yalnızca toksinleri ayıklayan bir süzgeç değil, aynı zamanda bir protein atölyesidir. Albümin üretimi, bu atölyenin en önemli göstergesidir. Albümin düzeyi düştüğünde çarklar yavaşlamış demektir; açlık ya da yetmezlik organı sessizce tüketmeye başlamıştır.
Kalpten Ciğere, Ciğerden Sırra
Kalbin pompa işlevi bilinmeden önce, yaşamın kaynağı karaciğerde sanılmıştı. Kanın orada doğup kalbe aktığı, akciğerde yaşam ruhuyla birleştiği düşünülürdü. Shakespeare bile ciğer imgelerine başvurmuştu: “Herifi kessen, ciğerinden bir damla kan akmaz; korkudan ciğeri ağzına gelir.”
Karaciğerin Kehaneti
Babil’in kâhinleri, kurban edilen hayvanların karaciğerine bakarak gelecek okurdu. Haruspex denen bu kâhinler, ciğerin kıvrımlarında kaderin yazısını arardı. Bu uygulamanın izlerini Hezekiel kitabında bile buluruz.
Prometheus’un Ciğeri, Direnişin Yenilenmesi
Tanrılardan ateşi çaldığı için kayalara zincirlenen Prometheus’un ciğeri, her gün kartallar tarafından parçalanır, ertesi gün yeniden büyürdü. Bu yalnızca biyolojinin değil, insan direncinin de metaforuydu: susturulan, işkence gören, öldürülen aydınların ertesi gün yeniden doğması gibi.
Tacitus, Kuzey Avrupa’da ciğerle fal bakıldığını yazmıştı. Bugün hâlâ “Ciğerini yiyeyim” ifadesinin dillerde dolaşması, o kadim mirasın izidir.
Masalların Karanlık Yüzü
Pamuk Prenses’in yasak elması, Havva’nın düşüşünü hatırlatır. Yasak meyve aynı zamanda bilgiyi simgeler. Apple’ın logosuna dönüşen ısırılmış elma, Prometheus’un ışığı gibi bilginin dağıtılışının sembolüdür.
Ama masalların özündeki karanlık daha derindir: Perseforest’te Uyuyan Güzel, uykusunda tecavüze uğrar ve doğum yapar. 17. yüzyıl Napoliten versiyonunda çocuklarından biri onu uyandırır. Demek ki masallarda uyanış, romantik bir öpücük değil, acının sert gerçeğidir.
Uyuyan Güzel ve Yeraltı
Pamuk Prenses’in cam tabutu, Persephone’nin yeraltı sarayını hatırlatır. Yasak elma, Persephone’nin nar tanesi gibidir: Bir kez tadıldığında geri dönüşsüzdür.
Orpheus’un Eurydike için inişinde olduğu gibi, masaldaki uyanış da tam bir kurtuluş değil, gölgeyle mühürlenmiş bir yarım kalmışlıktır.
Uykudan Direnişe
Bugün masallardaki uyuyan prenses figürü, feminizmin yeni bir dile kavuştuğu sahadır. Artık suskun, saf ve kırılgan kızlar yoktur. Yerlerini konuşkan, dik başlı, meydan okuyan kadın kahramanlar almıştır. Bu, patriarkaya karşı bir direniştir.
Cam Fanustan Yoğun Bakıma
Cam tabut bana hep yoğun bakım odalarını hatırlatır. Koma hâlindeki hastalar makinelerle yaşatılır; biz hekimler bir gün göz kapaklarının titremesini bekleriz. Ve o mucize gerçekleştiğinde, hayata dönüşe şahit oluruz.
Kadın doğumda da aynı mucize vardır: doğum sancılarının en acı dolu anında yeni bir hayat başlar. Anne yeniden doğar, çocuk ışığa çıkar. Karaciğerin kendini onarması, Prometheus’un ciğerinin büyümesi, kadının doğum sancıları… Hepsi aynı hakikati fısıldar: Hayat yeniden başlar.
Işığı Çalmak, Sözü Geri Almak
Prometheus’un ateşi, insanlığın kaderini eline almasının simgesidir. Kadınların patriarkadan geri aldığı söz de aynı anlamı taşır. Çünkü söz, onların ateşidir. Susturuldukça yeniden doğar; yasaklandıkça daha da parlar.
Her iki direniş de aynı hakikati dile getirir:
Işığı çalmak da, sözü geri almak da özgürlüğün başlangıcıdır.
Yeni bir bölümde tekrar buluşmak umuduyla…
Kendinize iyi bakın, sevgili takipçilerim. 🌙
–



